scispace - formally typeset

Journal ArticleDOI

KRONİK: Afetlerin Doğallığı Üzerine: Sosyal Bir Olgu Olarak Afetler ve Kırılganlık Sorunu

01 Apr 2011-Vol. 66, Iss: 04, pp 187-194

About: The article was published on 2011-04-01 and is currently open access. It has received 1 citation(s) till now.

Summary (1 min read)

Jump to:  and [Summary]

Summary

  • Afetler yarattıkları yıkıcı etkilerle bir taraftan da toplumların gelişme potansiyeline darbe vurmaktadır.
  • Örneğin UNDP, doğal tehlikelerin tetiklediği afet kayıplarının, birçok toplumda kalkınma hedeflerine ulaşmada sorun yarattığını vurgulamaktadır.
  • Altyapı sistemlerinin yıkılması, geçim erozyonu, ekosistem bütünlüğünün zarara uğraması ve mimari mirasın kaybı, hastalıklar ve ölümler gibi doğrudan etkilerle birlikte, afetler, finansal krizler, politik ve sosyal çatışmalar, hastalıklar ve çevresel bozulma gibi diğer sıkıntıları ve şokları da şiddetlendirmektedir.
  • Bunun gibi afet kayıpları, yoksulluğu ve açlığı iyileştirme, eğitim sağlama, sağlık hizmetleri, güvenli yerleşim, içme suyu ve sıhhi tesisat sağlama ya da çevreyi koruma amaçlı sosyal yatırımları da engellemektedir (UNDP, 2004:9).

Did you find this useful? Give us your feedback

Content maybe subject to copyright    Report

KRONİK
Afetlerin Doğallığı Üzerine: Sosyal Bir Olgu Olarak Afetler
ve Kırılganlık Sorunu
Arş. Gör. İlker İnmez
Yaşadığımız gezegen var olduğu ilk günden beri doğası gereği çeşitli
hareketlilikler sergilemektedir. Doğanın rutin işleyişi olarak ortaya çıkan
depremler, seller, volkanik patlamalar ve fırtınalar gibi doğa olaylarının
canlıları tehdit etmesi de yeni değildir. Bununla birlikte, doğanın rutin
işleyişinin afet şeklini alması yarattığımız insani sistemlerin bir sonucudur.
Afetler yarattıkla yıkıcı etkilerle bir taraftan da toplumların gelişme
potansiyeline darbe vurmaktadır. Örneğin UNDP, doğal tehlikelerin tetiklediği
afet kayıplarının, birçok toplumda kalkınma hedeflerine ulaşmada sorun
yarattığını vurgulamaktadır. Altyapı sistemlerinin yıkılması, geçim erozyonu,
ekosistem bütünlüğünün zarara uğraması ve mimari mirasın kaybı, hastalıklar
ve ölümler gibi doğrudan etkilerle birlikte, afetler, finansal krizler, politik ve
sosyal çatışmalar, hastalıklar ve çevresel bozulma gibi diğer sıkıntıları ve
şokları da şiddetlendirmektedir. Bunun gibi afet kayıpları, yoksulluğu ve açlığı
iyileştirme, eğitim sağlama, sağlık hizmetleri, güvenli yerleşim, içme suyu ve
sıhhi tesisat sağlama ya da çevreyi koruma amaçlı sosyal yatırımları da
engellemektedir (UNDP, 2004:9).
Türkiye, bulunduğu coğrafya itibariyle doğa olaylarının büyük canlılıklar
sergilediği ülkelerden biridir. Aktif fay hat üzerinde bulunan bir coğrafya
olarak, seller, erozyon ve orman yangınları da sıklıkla yaşanmaktadır. Özellikle,
tarihsel süreç içinde meydana gelen depremler yer yer uygarlıkların sona
ermesine neden olan büyüklükte felaketlere yol açarak ayrı bir öneme
kavuşmuştur. Ancak, yaşadığımız “doğal” afetleri jeolojik ya da atmosferik
tetikleyicisine bağlı olarak tanımlamak afet olgusunu anlamamız açısından
sorunlu olabilir.

Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 66-4
186
Tarihsel olarak baktığımızda, tüm dünyada afetlerin gerek şiddeti gerekse
meydana geliş sıklıklarının artarak devam ettiği görülmektedir.
1
Afetler bütün
dünyada meydana gelmelerine karşın, özellikle gelişmekte olan ülkelerde trajik
kayıplara sebep olmaktadır. Gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde
meydana gelen afetlerin en yıkıcı maliyetlerine ise görece yoksul kesimler
katlanmaktadır.
Afetler hakkında ortaya çıkan bu çarpıcı bilgiler, afetlerin doğallığını
sorgulamamı gerektirir. Kentleşme, yoksulluk, ekonomik ve sosyal yapının
afetlerin yıkıcılığına yaptıkla katkı, konunun sosyal bir olgu olarak
incelenmesinin gerektiğini açıkça göstermektedir.
Bu bağlamda afet çalışmaları 1950’li yıllardan başlayarak sosyal
bilimlerin de ilgi alanına girmiş ve afetlerin salt bir “doğa işi” olmaktan ziyade,
insanoğlunun kurduğu sosyal, politik, ekonomik ve çevresel sistemlerle de
derin bağlarının olduğu iddiası giderek önem kazanmıştır. 1960’larda, doğal
afetlerin yıkım gücünün, afet bölgelerindeki sosyal ve ekonomik
karakteristiklerden kaynaklandığı yönünde fikirler öne sürülmüş ancak,
1970’lere kadar,
2
doğal afet kırılganlığının (vulnerability) etmenleri olarak,
ekonomik ve sosyal koşulların rolü kabul edilmemiştir. Doğal olayların, sadece
kendi başına değil, afete eğilimli alanlardaki riskin karakteristiklerini de anlama
yönündeki ilgi, birçok sosyal bilimciyi risk ve kırılganlık yönünde çalışmaya
itmiştir (Alcantara-Ayala, 2002: 118). Bu anlayış, nihayet 1970’lerde genel bir
kabule ulaşarak “kırılganlık olgusunu ön plana çıkarmıştır. Afetler, artık bu
genel kabule dayanarak, doğal sistem ile insani sistemler arasındaki çarpık ilişki
olarak tanımlanmaya başlamış ve doğal olayların afetlere dönüşmesinin temel
nedeninin toplumsal sistemlerdeki uyuşmazlıklar olduğu kabul edilmiştir.
Afetler konusundaki başlıca sorun, afetlerin tanımlanmasında
yatmaktadır. Afetler, doğal tehlikelerin ve insani kırılganlıkların
çakışmasının bir sonucudur. Tehlikeler, doğal, fiziksel ya da çevresel
elementlerin zarar verme potansiyelini ifade etmektedir. İnsani kırılganlıklar
ise, fiziki yapılarla birlikte sosyal, ekonomik ve politik sistemlerden kaynaklı,
potansiyel zarardan kaçınamama ve doğal tehlikelerin riskine açık olmayı ifade
eder (Pelling, 2003: 5). Yani bir tehlikenin kendi başına gelişimi afet
durumunu oluşturmaz. Afet durumu, insani sistemlerin ve bununla ilgili
1
Tarihsel afet veri tabanı için bkz. EM-DAT, International Disaster Database,
<www.em-dat.be>
2
Kırılganlık kavramının ilk ortaya çıkışı, O’Keefe, Westgate, ve Wisner’ın, doğal
tehlikeler ve afetlerin meydana gelmesinde, sosyo-ekonomik koşulların
belirleyiciliğini savundukları 1976’daki çalışmalarıdır. Bkz. (O’Keefe vd., 1976: 566-
567).

187
kırılganlıkların (insani kırılganlıklar) yarattığı bir sonuçtur. Bu iki etki, zaman
ve mekanda aynı koordinatlarda buluştuğunda doğal afetler meydana
gelmektedir. (Alcantara-Ayala, 2002: 108).
Bir doğal tehlike, yaşamı ya da mülkiyeti tehdit eden jeofiziksel bir
durumun doğal olarak ortaya çıkması demektir. Bu genellikle, atmosferdeki,
hidrosferdeki, litosferdeki ya da biyosferdeki fenomenlerin değerlerindeki
sapmalarla ortaya çıkan, ekstrem olayların riskini kapsar. Bir doğa olayı, insan
yerleşimleri, toprak kullanımı ve sosyo-ekonomik organizasyon düzeniyle
ilişkisi sonucu tehlike olarak tanımlanır. Bu ilişkiler, kolektif olarak insani
sistemlerin doğal tehlike etkilerine karşı hassasiyetini ifade eden kırılganlık
kavramını ortaya çıkarır. Kırılganlık, insanoğlunun doğal tehlikeleri algılaması,
kontrolü ve adaptasyonu ile nitelendirilir.
Tehlikenin, teşhis edilebilen etki olasılığı olarak belirtisi riski ortaya
çıkarır. Risk, veri alan ve referans zaman içinde belirli bir doğal tehlikeye bağlı
olarak beklenen insani ve ekonomik kayıpların büyüklüğü ve olasılığı olarak
tanımlanabilir. Risk, doğal tehlikeler ve kırılganlık olarak iki faktörün
fonksiyonudur. İki öğe de, riskin oluşumu için gerekli koşulları sağlar. Örneğin,
her yıl kaydedilen 100.000 deprem içinde sadece depreme dayanıklı altyapı
sistemlerine sahip olmayan, yoğun oturulan alanlarda meydana gelen depremler
afet haline gelir (Charveriat, 2000: 41).
Afeti sosyal fenomen olarak çalışanlar, kapitalizmle ilişkili olan belirli
sosyal güçlerin de afet etkilerine karşı kırılganlık üretmekte olduğunu
söylemişlerdir. Buna göre, ekonomik kalkınmayı ve büyümeyi destekleyen
kurumlar da afet kırılganlığının artışında önemli rol oynamaktadır (Miller/Nigg,
1993: 3).
Kentsel alanlarda artan yoksulluk ve hızlı büyüme de kırılganlıkların
artmasına sebep olan başlıca faktörlerden biridir. Yirminci yüzyılda insan
nüfusunun ve inşa ettiğimiz çevrenin aşırı derecede büyümesi, giderek daha çok
sayıda insanın ve ekonomik faaliyetin dış değişimlere duyar hale gelmesi
anlamına gelmektedir. İnsanların kıyılara ve kentlere göç etmesi de bir dizi
doğal afete karşı duyarlılığı ve kırılganlığı arttırmaktadır (Abramovitz, 2001:
179). Örneğin, Latin Amerika son otuz yıl içerisinde zlı ve kontrolsüz
kentleşme yaşamıştır. Nüfusun % 75’i şehirlerde yaşamaktadır ve bu şehirlerin
temel altyapı sistemleri zayıf durumdadır. Bölgedeki şehirler yoğun yoksul
nüfusu barındırmaktadır. Yoksulluk, doğası itibariyle insanları büyük risk altına
sokmaktadır (Inter-American Development Bank, 2000: 6). Türkiye’de de
özellikle 1980 sonrası hızlanan kentleşme süreci ile plansız yapılaşmaların
artması ve yoksul köylü nüfusun şehirlere göç etmesi gecekondulaşma sürecini
hızlandırarak güvensiz yaşam alanlarını oluşturmuştur.

Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 66-4
188
Bu bilgiler ışığında, afetlerin ortaya çıkmasına neden olan temel sebebin
ülkelere hâkim olan kalkınma paradigmaları olduğu açıktır. Albala-Bertrand, 26
farklı ülkedeki 28 olayı incelediği çalışmasında, afetlerin öncelikle bir kalkınma
sorunu olduğunu fakat kalkınmak için bir sorun olmadığını söylemektedir.
Kalkınma sorunu, kalkınmışlık seviyesi kadar kalkınma süreçlerini de işaret
etmektedir. Sanayileşmiş zengin ülkelerin, afetler karşısında uğradığı kayıpların
görece kontrol edilebilir ölçüde olması, kalkınmışlık seviyesine yani, kişi
başına gelir, gelir dağılımı, kurumsallaşma, eğitim, sağlık, toplumsal
dışlanmama v.s. derecelerine bağlıdır. Kalkınma süreçleri ise, ekonomik ve
sosyal “modernizasyon” politikalarının yaratabileceği (yani, toprak
mahrumiyeti, kültürel hakların kaybı v.s.) toplumsal grupların artan
kırılganlığına işaret etmektedir (Albala-Bertrand, 1993: 202).
Uluslararası kamuoyunun artan afet durumları ve çalışmalarına ilgisi
sonucu BirleşmMilletler 1990’lı yılları “UluslararaDoğal Afetleri Azaltım
Onyılı” olarak ilan etmiştir. Fakat Abromovitz’in (Abramovitz, 2001: 179)
ifade ettiği gibi, 1990’lı lların “Uluslararası Doğal Afetleri Azaltım Onyılı”
ilan edilmesi ironik bir duruma yol açmıştır. İlan edilenin aksine 90’lar,
maliyeti giderek artan seller, kasırgalar, depremler ve yangınlarla boğuşan
dünyanın tarihine, Uluslararası Doğal Afetler Onyılı olarak geçmiştir. Bütün
dünya, ekolojik olarak çevreye zarar veren uygulamalardan ve kendimizi
felaketin yoluna koymamızdan dolayı yaşanan ”doğal” afetlerin yol açtığı
tahribattan payını almıştır. Birçok ekosistem doğal bozulmalara karşı
duramayacak kadar güçsüz düşmekte ve parçalanmaktadır. Bu da, insan
faaliyetleri yüzünden daha sert ve dahak hale gelen “doğal olmayan” afetlere
sahne hazırlamıştır. Ormanlara zarar vererek, nehirler üzerinde barajlar inşa
ederek, sulak alanları doldurarak ve iklimin istikrarını bozarak karmaşık bir
ekolojik güvenlik ının bozmakta ve bu güvenlik ağının ne kadar değerli
olduğu da ancak fark etmekteyiz.
Bu başarısız sonuç, muhtemelen afet durumları hakkında yapılan
çalışmaların eksikliğinden çok sosyo-politik ve iktisadi sistemlere yapılan
eleştirilerin göz ardı edilmesinden kaynaklanmaktadır. Gerek küresel bazda
gezegene hakim paradigma, gerekse ulusal bazda insan ve doğayı hiçe sayan
rekabetçi ve rantlarından vazgeçmek istemeyen sistemler konuya duyarsız
kalmakta bir beis görmemektedir. İnsan, doğa ve topluma duyarlı ekolojik
analizlerin göz ardı edilmesi, süregelen afet yıkımlarının sebebi olarak
karşımıza çıkmaktadır. Benzer şekilde, uluslararası kuruluşlar tarafından bile,
sürdürülebilir kalkınma anlayışının içinin boşaltılması bunun açık bir örneğidir.
Türkiye açısından yaşanılan depremlerin yanında Karadeniz bölgesinde ve hatta
büyük şehirlerde meydana gelen seller ve taşkınlar ölümlü sonuçlanmasına
rağmen şehir planlamasına (ve planlamayı şekillendiren güç dengelerine) dair
tartışmalar hükümet politikalarının gündemini oluşturmamaktadır.

189
Çevresel risklerin ve kırılganlıkların ortaya çıkışı, toplumu ve çevreyi
şekillendiren güç ilişkileri ile de yakından ilgilidir. Harvey’in ifade ettiği gibi,
bütün ekolojik projeler (ve argümanlar) aynı zamanda, politik-ekonomik
projelerdir (ve argümanlardır) ve aynı şekilde tersi de geçerlidir. Ekolojik
argümanlar, hiçbir zaman sosyal olarak tarafsız değildir.
3
Türkiye’de şehirlerin
oluşumunu ve gelişimini belirleyen temel aktör olarak devletin, “ekonomik
getirileri çevresel ve toplumsal duyarlılıkların önüne koyması, şehirlerdeki bir
diğer aktör olarak örneğin demokratik kitle örgütlerinin yönetime yeterince
katılamamaları, afet eğilimli şehirlerin alt yapısını hazırlamaktadır. Genel
olarak demokrasi algısının kısıtlı olması toplumsal kırılganlığı arttırmaya
hizmet etmektedir. Böylece, afet eğilimli şehirlerin kurulmaya ve
planlanmasına devam edilmesi bir sonraki kriz anına kadar yapay bir refahı
yaşayan toplumu yaratmaktadır.
İnsan sistemlerinin kendisi, çalışma kavramı, çalışmanın sosyal dağılımı,
üretim ilişkileri gibi unsurlar ekonomik-politik sistemlerin ortaya çıkardığı
önemli değişimlere bağlıdır. Bu değişimler ve bunların doğal sistemle
bağlantıları da, doğal tehlikelerin ve dolayısıyla afet dinamiklerinin temel kalıbı
olarak hizmet etmektedir
(Alcantara-Ayala, 2002: 108). Dolayısıyla gelişme
planlarında, ekonominin sadece sermaye tarafının taleplerinin dikkate alındığı
yapının sürdürülmesi, “büyümeci” politikaların refahı da sağlayacağı hatasını
tekrarlamak doğal sistemlerin işleyişini görmezden gelmekle sonuçlanmaktadır.
“Doğal afetlerin” kronik ve katastrofik biçimlerini içeren çevresel
riskler, kalkınma süreçlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar. Bundan öte,
doğal afetler, hatalı ve açıkça sürdürülemez insan-doğa ilişkilerinin kapitalist
(ve alternatif) gelişim modellerine dayanan eşitsizliklerin göstergesidir (Pelling,
2003: 6). Bu eşitsizlikler de açıkça, yoksulluk, yönetime katılamama, halk
sağlığının gerilemesi, cinsiyet ve kültürel olarak sosyal şlama gibi
Türkiye’nin yaşadığı sorunları her seferinde karşımıza çıkarmaktadır.
Albala-Bertrand’ın ifade ettiği gibi “afet durumlarının uzun dönemli
etkileri, afet kayıplarına değil süregelen sosyal dinamiklerle çakışmasına
dayanmaktadır (Albala-Bertrand, 1993: 204).. Afetlerin gözlenen, politik,
teknolojik, sosyal ya da iktisadi etkileri, öncelikle toplumların afet öncesi
durumlarına göre açıklanır. Bu ayrıca etkilenen afet bölgeleri ile toplumun geri
kalanı arasındaki iktisadi ve politik bağlantılara da dayanmaktadır. Afet tepkisi,
normalde hükümetin ideoloji ve politikalarını yansıtmaktayken bir hükümetin
kalkınma programı genellikle yeniden yapılanma planlarında gizlidir, bu
nedenle, afetlerin kalkınma sonuçlarının çoğunu belirleyen, afetin kendisi değil
3
Harvey, 1993: 25’ten aktaran Pelling, 2003: 4.

Citations
More filters

Journal ArticleDOI
30 Apr 2021-

Performance
Metrics
No. of citations received by the Paper in previous years
YearCitations
20211