scispace - formally typeset

Journal ArticleDOI

Özbeki̇stan’da i̇skender, zülkarneyn, lokman heki̇m ve hatem tay i̇le i̇lgi̇li̇ halk anlatilari

01 Jan 2009-Journal of Turkish Research Institute-Vol. 16, Iss: 41, pp 109-130

AbstractBu makalede, Ozbekistan’da Iskender, Zulkarneyn, Lokman Hekim ve Hatem Tay hakkinda anlatilan masal, efsane ve rivayetler incelenmistir. Soz konusu halk anlatilarinin olay orgusu ozetlenmis ve bu urunlerde islenen konularin yazili ve sozlu gelenekteki kaynaklarina inilmeye calisilmistir. Konunun yazili kaynaklarda yer alis bicimiyle, halk anlatilarindaki durumu arasinda mukayese yapilmistir.

...read more

Content maybe subject to copyright    Report

A.Ü.TürkiyatAraştırmalarıEnstitüsüDergisiSayı41Erzurum2009~109~
ÖZBEKİSTAN’DA İSKENDER, ZÜLKARNEYN, LOKMAN HEKİM VE
HATEM TAY İLE İLGİLİ HALK ANLATILARI
Folk Stories About İskender (Alexander), Zülkaneyn, Lokman Hekim,
Hatem Tay in Uzbekistan
Dr. Hüseyin BAYDEMİR
*
ÖZ
Bu makalede, Özbekistan’da İskender, Zülkarneyn, Lokman Hekim ve
Hatem Tay hakkında anlatılan masal, efsane ve rivayetler incelenmiştir. Söz
konusu halk anlatılarının olay örgüsü özetlenmiş ve bu ürünlerde işlenen
konuların yazılı ve sözlü gelenekteki kaynaklarına inilmeye çalışılmıştır.
Konunun yazılı kaynaklarda yer alış biçimiyle, halk anlatı larındaki durumu
arasında mukayese yapılmıştır.
Anahtar Sözcükler: Özbekistan, sözlü edebiyat, İskender, Zülkarneyn,
Lokman Hekim, Hatem Tay.
ABSTRACT
This essays covers a research on tales, legends and stories about
Alexander in Uzbekistan, Zülkarneyn, Lokman Hekim and Hatem Tay.
After providing a plot synopsis the written or oral sources of the stories are
traced and finally compared for eventual difference.
Key Words: Uzbekistan, oral literature, Alexander, Zulkarneyn,
Lokman Hekim, Hatem Tay.
Giriş
skender, Zülkarneyn, Lokman Hekim ve Hatem Tay, tarihî kişiliklerdir.
Bu kişiler, Türkistan coğrafyasının dışında yaşamışlardır. Tarihî, dinî ve
edebî metinlerde bu kişilerle ilgili birçok farklı bilgi yer almaktadır.
Gerçek yaşam öykülerine yüzyıllar boyunca olağanüstülükler atfedilerek
efsaneleştirilmişlerdir. Bu kişilerle ilgili hem yazılı hem de sözlü edebiyatta
oldukça fazla malzeme vardır. Onlar hakkında oluşturulan anlatılar, asırlar
boyunca hem yazılı kaynaklar hem de sözlü edebiyat yoluyla geniş bir alana
yayılmıştır. Özbek halk anlatılarında da sıkça rastladığımız bu tarihî kişiliklerle
ilgili gerçek ve asılsız bilgiler bir arada bulunmaktadır. Bu çalışmada,
Özbekistan’dan derlenmiş İskender, Zülkarneyn, Lokman Hekim ve Hatem
Tay’la ilgili halk anlatılarının içeriği verilmiş; yazılı kaynaklarda yer alan
bilgilerle mukayese edilmiş ve bu isimlerin yer aldığı halk anlatılarının kaynağı
üzerinde durulmuştur.
İ

*
Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fak. Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Böl. Öğrt. Üyesi.
TAED 41, 2009, 109-130

~110~H.BAYDEMİR:Özbekistan’daİskender,Zülkarneyn,LokmanHekimVeHatem
TayİleİlgiliHalkAnlatıları

İskender ve Zülkarneyn farklı kişiler olmasına rağmen, geçmişte, bazı
çevrelerce bu kişiler birbirine karıştırılmış ve tek şahıs olarak düşünülür. Eski
şark kaynaklarında İskender ve Zülkarneyn isimleri aynı şahsı ifade edecek
biçimde İskender Zülkarneyn şeklinde geçer. Çok eski derleme kitaplarında da
durum aynıdır. “M. 1226 yılında Malatya’da doğan Hıristiyan asıllı Ebul Ferâc,
farklı dinlere mensup topluluklar arasından topladığı latife, rivayet ve efsaneleri
bir araya getirir. Bu halk anlatılarında İskender ve Zülkarneyn aynı kişiyi ifade
edecek şekilde kullanılır. Mevlana Fahriddin Ali Safî, M. 1533 yılında
tamamladığı Letâif’üt-Tevâif adlı eserinde, halk arasından topladığı latifelere ve
rivayetlere yer verir. Eserde, İskender ve Zülkarneyn adları aynı kişi için
kullanılır.”
1
Ebul Ferâc’ın derlemeleri, bize, halk arasında iki şahsın birbirine
karıştırılmasının daha 13. yy’da bile yaygın olduğunu göstermektedir.
Büyük İskender (Alexander the Great) olarak bildiğimiz kişi, Makedonya
kralıdır. İskender’in asıl adı Alexandros’tur. Milattan önce 356 yılında
Makedonya’da doğmuştur. 336 yılında babasının bir suikast sonucu öldürülmesi
üzerine kral ilân edilmiştir. Genç yaşta tahta geçen İskender, Avrupa’dan
Asya’ya, Afrika’ya kadar birçok yeri egemenliği altına almıştır.
2
Büyük İskender
“… içki içen, adam öldürmekten zevk alan, adalet tanımaz, ırk ayrımı güden,
Mısır’a bir Tanrı olarak giren, çok tanrılı Grek dinine uyan ve hatta eşcinsel bir
kişidir.”
3
Büyük İskender’le hayat hikâyesi karıştırılan Zülkarneyn ise Kur’an-ı
Kerim’de anılan
4
ve peygamber olup olmadığı tartışılan bir kişidir. Kur’ân-ı
Kerim’de bahsedilen Zülkarneyn ile Makedonya kralı İskender’in hayat hikâyesi
kısmen birbirine benzer. Her ikisi de gün doğusundan gün batısına kadar birçok
yere egemen olmuştur. Kanaatimizce bu durum, mezkûr kişilerin birbirine
karıştırılmasında önemli bir amildir.
Divan edebiyatında İskender’in fütuhatını işleyen İskendernâmeler kaleme
alınmıştır. Bu eserlerde de Makedonyalı İskender, İskender Zülkarneyn’le aynı
kişi olarak düşünülmüştür. İskendernâmelerde genel hatlarıyla şu konu işlenir:
“Ünlü bilginlerden ders alarak büyüyen İskender, genç yaşta gördüğü bir rüya
sonucu dünya fethine girişir. İran’ı ve Turan’ı, Zâbilistân’ı
5
, Hindistan’ı, Çin’i
1
Kibriya Kahharova, Hikayet ve Rivayetler, Gafur Gulam Namidegi Edebiyat ve San’at Neşriyati,
Taşkent 1987, s. 93, 118.
2
Mahmut Kaya, “İskender”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 22, TDV Yayınları,
İstanbul 2000, s. 555-557.
3
İskender Pala, Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü, Akçağ Yayınları, Ankara 1995, s. 260.
4
Kehf Suresi 83-99. Âyetler, Kur’an-ı Kerim ve Yüce Meâli, (meâl: Mahmut Toptaş), Ankara
2005, s. 301-303.
5
Zâbilistân: Horasan’ın güneyinde bir vilayet adı. (Alişer Nevaiy, Seddi İskenderiy, (tahrir hey’eti:
Kayumov vd.), Gafur Gulam Namidegi Neşriyat-Matbaa Birleşmesi, Taşkent 1991, s. 828.)
TAED 41, 2009, 109-130

A.Ü.TürkiyatAraştırmalarıEnstitüsüDergisiSayı41Erzurum2009~111~
ele geçirir. Dârâ’nın kızıyla ve Hint hükümdarının kızı Şahbânu ile evlenir.
Çeşitli ülkelerde çeşitli kavimlerle tanışır. Bir kavmi Yecüc Mecüc elinden
kurtarmak için dağlar arasında büyük bir duvar yaptırır. Kâbe’yi ve Kudüs’ü
ziyaret eder. Âb-ı hayatın peşine düşer ama bulamaz. Bütün çabalara rağmen
genç yaşında ölür.”
6
İskendernâmelerde adil bir hükümdar olarak ele alınan kişinin özellikleri
tam olarak ne Makedonyalı İskender’e ne de Zülkarneyn’e uymaktadır. Çünkü
Makedonyalı İskender’in hayat hikâyesine bakılacak olursa, İskendernâmelerde
adı geçen adil hükümdarın o olamayacağı görülecektir. O adil hükümdar aslında
Zülkarneyn’dir. Fakat İskender’in Dârâ ile karşılaşması tamamen Makedonyalı
İskender’in hayat hikâyesinden alınmış kesittir. Bu yönüyle bakıldığında
İskendernâme’lerde bahsi geçen adil, cesur ve fâtih hükümdar aslında
Zülkarneyn de değildir. İki tarihî kişiliğin hayat hikâyesinin bütünüyle birbirine
karıştırıldığı görülür.
Klasik edebiyatta, şairler, mesnevilerini yazarken sözlü edebiyat mahsulü
olan efsanelerden, rivayetlerden de faydalanırlar. Binlerce yıldan beri ağızdan
ağıza yayılan bu anlatılar, şairin kaleminde yeniden şekillenir ve ölümsüzleşir.
Şair, sözlü edebiyattan aldığı malzemeyi kendi algılayışına, hayal dünyasına göre
zenginleştirir. Halk arasında yaygın olan bu aynı mevzu ve kişiliklerle ilgili
dağınık anlatılar, şair tarafından birleştirilir ve uzunca bir edebî metne dönüşür.
Mesnevinin konusu başka bir şair tarafından yeniden işlendiğinde, olay örgüsü
daha da değişir. Yazılı ve sözlü edebiyatın etkileşimi bundan sonra da devam
eder. Bu sefer de halk arasında okunan ve sevilen bu mesneviler sözlü edebiyatı
beslemeye başlar. Mesela, Nevâî’nin “eserlerinin tesirinde halk arasında çok
sayıda masal ve latifeler oluşmuştur.”
7
Özbekistan’da İskender, Zülkarneyn,
Lokman Hekim ve Hatem Tay’la ilgili halk anlatıları oldukça yaygındır. Efsane,
rivayet ve masal şeklinde karşımıza çıkan bu metinlerin önemli kaynaklarından
biri klasik edebiyattaki işte bu mesnevilerdir. Biz burada, Özbekistan’dan
derlenmiş bu anlatıların kısaca olay örgüsünü verdikten sonra, farklı
kaynaklardaki benzer metinlerle karşılaştırmaya çalışacağız.
Özbek masallarında, İskender, Zülkarneyn ve Lokman Hekim genellikle
bir arada bulunurlar. Bu anlatılarda, klasik edebiyatta olduğu gibi İskender ve
Zülkarneyn bir kişilik olarak karşımıza çıkar. 1941 yılında Taşkent’te derlenmiş

6
Gencay Zavotçu, Divan Edebiyatı Kişiler-Kişilikler Sözlüğü, Aydın Kitabevi, Ankara 2006, s.
255-256.
7
G. Celalov, Özbek Folkloride Canrlerara Münasebet, ÖzSSR Fen Neşriyati, Taşkent 1979, s. 40.
TAED 41, 2009, 109-130

~112~H.BAYDEMİR:Özbekistan’daİskender,Zülkarneyn,LokmanHekimVeHatem
TayİleİlgiliHalkAnlatıları

olan Lokman Hekim adlı masalda da İskender ve Zülkarneyn bir kişidir. Masalın
konusu kısaca şöyledir: “Doğudan batıya yeryüzünün tamamına hâkim olan
İskender Zülkarneyn bir gün vezirlerini çağırır. Yerin altında ve göklerde
yaşayan insanları yeryüzünde toplamalarını ister. Vezirlerden biri suyun altında
yaşayan insanlara ulaşabilmenin yolunu anlatır. Camdan büyük bir şişe yapılır.
İçine, ölüme mahkûm edilen bir suçluyu koyarlar. Şişeye zincir bağlayıp ırmağa
atarlar. Adam aşağı iner ve oradaki insanlara, padişahın, kendilerini yukarı
çağırdığını söyler. Suyun altındaki insanlar, elçinin eline içi un dolu bir kâse
verirler. Padişahın bu undan ekmek yaptırıp yemesini, boşalan kâseyi de altınla
doldurup aşağı göndermesini söylerler. Bunu yapabilirse yukarı çıkacaklarını
belirtirler. Padişah, ekmek yapması için unu hanımına verir. Kâseye kucak kucak
altın koyarlar fakat kâse bir türlü dolmaz. Falcılar, kâsenin topraktan başka bir
şeyle dolmayacağını söylerler. Kâseye toprak konulduğunda altına
dönüşmektedir. Padişah, suyun altındaki insanları yönetme hevesinden vazgeçer.
Padişahın karısı, verilen undan bir türlü güzel ekmek pişiremez. Normal undan
ekmek yapıp padişaha verir. O sırada saraya dilenmeye gelen birisine, o özel
undan yaptığı ekmeği verip gönderir. Dilenci, bir suyun kıyısında ekmeği yiyince
bitkilerin dilini anlamaya başlar. Her bir bitki, hangi hastalığa şifa olduğunu bu
divaneye söyler. Bu adam, çevrede Lokman Hekim diye anılmaya başlar.
Lokman Hekim aynı zamanda padişahın dokumacısıdır. Bir gün avdan dönen
padişah, Lokman Hekim’in evinin önünden geçerken, elbisesinin kumaşı,
kendisinin ve oğlununkilerin aynısı olan bir çocuk görür. Onun, Lokman
Hekim’in oğlu olduğunu söylerler. Padişah, Lokman hekim ile oğlunun çöle
götürülüp diri diri gömülmelerini emreder. Vezirler emri yerine getirirler.
Padişah ölür ve yerine oğlu geçer. Yeni padişah, bir gün yemek yerken boğazına
kemik takılır. Hiçbir tabip çare bulamaz. Lokman Hekim’in canlı kalmış
olabileceğini düşünerek gidip gömdükleri yerden çıkarırlar. Lokman Hekim
gerçekten de canlıdır. Padişahın huzuruna getirirler. Padişahın iyileşmesi için
şehzadenin kesilmesi gerektiğini belirtir. Çaresiz kalan padişah bunu kabul eder.
Perdenin arkasında bir hayvan kesilir. Padişah, biricik oğlunun kesildiğini
şünerek feryat eder. Bu sırada gırtlağına takılan kemik çıkar ve padişah
iyileşir. Daha sonra Lokman Hekim’in oğlunu da gömüldüğü yerden çıkarırlar.
Bir süre daha insanlara şifa dağıtan Lokman Hekim ölür.”
8
Bu masal, üç farklı rivayetin birleştirilmesinden meydana gelmiştir. İlginç
bir yöntemle denizin altına seyahatin anlatıldığı kısım başlı başına bir rivayettir.
Bu rivayet, Nevâî’nin Sedd-i İskenderî adlı mesnevisinde de biraz farklı bir
8
M. İ. Afzalov, Z. Husainova, N. S. Sabürov, Suv Kızi, Özbekistan SSR Fenler Akademiyasi, A. S.
Puşkin Namidegi Til ve Edebiyat İnstituti, Taşkent 1966, s. 124-134.
TAED 41, 2009, 109-130

A.Ü.TürkiyatAraştırmalarıEnstitüsüDergisiSayı41Erzurum2009~113~
biçimde yer almaktadır. XV. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar sözlü gelenekte biraz
değişmiş ve son haliyle bu masalda yerini almıştır. Nevâî’nin adı geçen
mesnevisinde İskender, askerleriyle birlikte uzun bir deniz yolculuğuna çıkar.
Yıllarca denizde seyahat ederler. Bir yere geldiğinde gemileri durdurur. İskender,
denizin altını merak etmektedir. Camdan bir sandık yaptırır. Sandığın içinde onu
denize salarlar. Denizin altında yüz gün kalır. Daha sonra yukarı çıkarırlar.
Nevâî, bu hikâyeyi bir rivayet olarak nakleder. Hikâyeyi anlatmadan önce bu
rivayetin ihtilaflı olduğunu belirtir. Anlattıktan sonra da bunun akla, mantığa
uygun olmadığını söyler.
9
Masalda ve mesnevide geçen olay arasındaki temel
benzerlik, bir cam içinde suyun altına inilmesi epizotudur. Yukarıdaki masalda
camın içine bir mahkûm konduğu halde, Nevâî’nin naklettiği hikâyede bu işi
yapan bizzat İskender’in kendisidir. Nevâî’nin anlattığı rivayet, o dönemden
yüzlerce yıl önce Avrupa’da bilinen bu hikâyeye daha yakındır. Masalda, sözlü
gelenek tesiriyle bir değişiklik söz konusu olmuştur. Mesnevide, İskender’in
denizin altında yüz gün ne yaptığı belirtilmemektedir. Yukarıdaki metinde ise
masalın doğasına uygun bir biçimde denizin altında yaşayan ademi abi, ademi
labi, ademi sabi denilen insanlar elçiyi karşılarlar. İki metinde geçen epizot
birebir örtüşmemekte fakat Nevâî’nin ifadeleri, bize bu rivayetin XV. yüzyılda
Türkistan’da bilindiğini göstermektedir.
İskender’in denizin altına dalışıyla ilgili rivayet, klasik edebiyatta
Nevâî’den önce Hüsrev Dehlevî (M. 1253-1325)’nin Âyine-i İskenderî adlı
mesnevisinde yer alır.
10
Aynı konuya X. yüzyılda el-Mes’ûdî’nin Mürûc el-
Zeheb ve Ma’âdin el-Cevâhir adlı eserinde yer verilir. Burada İskenderiye kenti
kurulurken deniz hayvanları güçlük oluşturduğundan Büyük İskender’in ahşap
bir sandık yaptırarak içine camdan bir kap koydurup bu kabın içine girerek
denizin altına dalmış olduğuna ilişkin bir söylenceden
11
söz edilir.” Ancak bu
konuya yer veren kaynakların tarihi batıda çok daha eskiye dayanır. “Avrupa’da
İskender ile ilgili sözlü anlatılar daha (M.Ö.) 2. yy’da çok popüler olmuştur.”
12
Ortaçağ’da, Avrupa’da yazılmış olan İskender romanlarında, Büyük İskender’in
cam bir koruma içinde, balıkların kralıyla görüşmek için denizin dibine indiği
anlatılır. “İskender’in deniz dibine dalması öyküsü ilk olarak yaklaşık 6. yüzyılda,
İskender’in mucizeleri ile ilgili, Yunan-Mısır çevresinde oluşan özgün eserin geç

9
Hatice Tören, Alî Şîr Nevâyî Sedd-i İskenderî (İnceleme-Metin), TDK Yayınları, Ankara 2001, s.
469-470
10
Hüsrev Dehlevî’nin, İskender’in denizin altına dalışıyla ilgili rivayeti eserine aldığı konusundaki
bilgi, Sedd-i İskenderî’de yer almaktadır. (bkz.: Hatice Tören, age., s. 469)
11
Zeki Tez, Mitolojinin Kültürel Tarihi-Doğu ve İslam Mitolojisi-Mitolojik Söylenceler, Doruk
Yayımcılık, İstanbul, 2008, s. 144.
12
Zeki Tez, age., s. 146
TAED 41, 2009, 109-130

Citations
More filters

Journal Article
Abstract: Bu yazida Buyuk Iskender’in dogumunu, ad almasini ve hukumdar olusunu anlatan Iskender-i Zulkarneyn’in Tevelludi baslikli hikâye uzerinde durulmustur. Ozbekler arasinda Dara ve Iskenderbek, Turkmenler arasinda ise Isgender Patisa adiyla anlatilan soz konusu hikâyenin temeli Dogu’da, Taberi tarihi ve Firdevsi’nin unlu eseri Sehnâme’ye dayanmaktadir. Konu Iran ve Turk edebiyatlarinda yazilmis Iskendernâme turu eserlerde de bazi farklarla gecmektedir. Nizâmi’nin iki kitaptan meydana gelen Iskendernâme’si; Ahmedi, Ahmed-i Ridvân, ve Ali Sir Nevâyi gibi muelliflerin ayni konuyu anlatan eserleri hikâyenin takip edilebilecegi kaynaklardir. Hikâye “dogum”, “ad verme” ve “hukumdarlik” basliklari esas alinarak ve yukarida sozu edilen metinlerle mukayese edilerek incelenmistir. Dogum kisminda aileler, dogum oncesi ve sonrasi olaylar, yetistirilme ve egitim; ad verme kisminda Iskender ve Zulkarneyn adlarinin nasil verildigi ve bunlarla ilgili efsaneler; hukumdarlik kisminda ise Iskender’in ayri dustugu annesiyle kavusmasi, hukumdarligina isaret eden fal, ruya ve cesitli soylentiler konu edilmistir. Yer yer halk hikâyesi ozellikleri gosteren hikâyenin metni de calismanin sonuna eklenmistir. Anahtar Kelimeler: Buyuk Iskender, Zulkarneyn, dogum, ad verme, hukumdarlik.

Additional excerpts

  • ...Hikâye hemen hemen aynı şekilde Boynuzlu İskender adıyla Özbekler arasında da anlatılmaktadır (Baydemir, 2009: 123-4)....

    [...]


Journal ArticleDOI
30 Jun 2018
Abstract: Islamiyet, Turklerin hayatlarinin her alaninda oldugu gibi edebi hayatlarinin sekillenmesinde de kendini gostermis ve dini konularin ele alindigi cok cesitli edebi turun ortaya cikmasinda etkili olmustur. Bu edebi turlerden biri de Hz. Muhammed’in suret ve siretini konu edinen hilye turudur. Klâsik edebiyatimizda, Hz. Muhammed’in fiziki ve ruhi portresini ele alan hilye turunun manzum sekilleri on altinci yuzyilda gorulmeye baslanmis ve bu alanda pek cok ornek ortaya konmustur. Turk kulturunde hilyeye buyuk onem verilmis, hilyeyi ezberleyenin hem dunyada hem ahirette buyuk mukâfatlara nâil olacagi ve huzura erisecegi ifade edilmistir. Hilye, evde veya isyerinde bulundurulursa o mekânin cesitli kotuluklerden korunacagina, yaninda tasiyanlarin kaza ve musibetlere ugramayacagina inanilmistir. Bu calismada, XIX. asirda yasamis, dini-tasavvufi eserler vermis bir sâir olan Ismâil Sâdik Kemâl b. Muhammed Vecihi Pasa’ya ait olan Âsâr-i Kemâl’deki manzum hilye incelenmistir. Muellifin hayati, edebi kisiligi ve eserlerine kisaca deginilmis, ozellikle calismamizin konusu olan hilyenin yer aldigi Âsâr-i Kemâl hakkinda da bilgi verilmistir. Hilye turu ve bu turun edebiyatimizdaki yeri hakkinda kisaca bilgi verildikten sonra eserin, sekil ve muhteva yonunden incelenmesi yapilmis ve eserin transkribe edilmis metni calismanin sonunda verilmistir. Ayrica bu calisma ile onceki calismalarda sehven mensur eserler listesinde adi gecen eserin manzum oldugu bilim dunyasina duyurulmustur.

Frequently Asked Questions (1)
Q1. What are the contributions in this paper?

This essays covers a research on tales, legends and stories about Alexander in Uzbekistan, Zülkarneyn, Lokman Hekim and Hatem Tay.